• hayatlar kolay kaybedilmemeli hayatlar kolay ...

  • kumdan yapılan harikalar kumdan yapılan ...

  • kedilerin halleri kedilerin ...

  • resim nasıl yapılır   görün... resim nasıl ...

  • en hızlı bebek bezi nasıl değiştirilir en hızlı bebek ...

  • kısa ama hoş bir klib kısa ama hoş ...

  • deli doktor ve inek deli doktor ve ...

  • insan 7sinde ne ise 70 şinde de odur insan 7sinde ...

  • fare show fare show

  • nene yavaaaaaaaaaaaaaaaş nene ...

  • süt içmek iyidiiiiiiiiiiiir süt içmek ...

  • bunlarda kaçmaz ki bunlarda ...

  • tarkan ankara havası tarkan ankara ...

  • kaliteli şaka kaliteli şaka

ermenilerin katliyamı   VAN ZEVE TOPLU MEZAR KAZISI Bölgede araştırmalar yapmış olan Arkeolog Prof. Dr. Cevat Başaran, şu ... 5 kişi okudu.
ermenilerin yaptıkları  ERMENİ İSYAN ve KATLİAMLARI Berlin Antlaşması'nın imzalanmasını izleyen dönemde Ermeni sorunu iki yönde gelişmiştir. Bunlardan ilki, Batılı devletlerin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki baskı ve müdahaleleri; ikincisi ise, ... 3 kişi okudu.
ermeniler   GİRİŞ Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz'i Akdeniz'e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu'daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir. Geçmişte Osmanlı ... 2 kişi okudu.
  • Üye Sayısı: 1420
MYNETİN CADILARI VE ONLARIN HAYRANLARI

03.11.2008

  • Üye Sayısı: 1149
Türkiye Cumhriyeti

28.10.2008

  • Üye Sayısı: 1
antivirusler

19.08.2008

  • Üye Sayısı: 1593
DTP Kapatılmalı Diyenler

16.12.2008

  • SYLPHİSH04.12.2008 14:18:43
  • BORÇ PARA

    Adamın biri hikmet ehli bir zata şöyle demiş;

    Ziyaretçilerim çok, durmadan gelip gidiyorlar. Rahatsız oluyorum kıymetli vakitlerimi kaybediyorum. ne yapayım bana bir yol göster.

    O zatta ona şu nasihati vermiş:

    ”Gelenler fakir iseler, onlara borç ver. Şayet zengin iseler onlardan borç para iste.bir daha ne borç para verdiklerin gelir, ne de kendilerinden borç para istediklerin gelir. Sende rahat edersin…:)
  • SYLPHİSH25.11.2008 14:32:10
  • Yıllar geçti gitti. Hızlı mı, yavaş mı pek bilemem ama, sanırım zaman hep aynı hızla ilerledi durdu da ben bazen onu dolu, dolu kullandım, bazen hiç önemsemedim akışını izledim... Kimi zaman elime geçen olanakları "Bu bir fırsattır" diyerek kullanmaya çalıştım, kimi zaman burnumu kıvırıp, kibirle yanından uzaklaştım. Kimi zaman "Yaşamasaydım" derken, kimi zaman Dünyalar benim oldu. Sevinç çığlıkları attım... Uzatmayalım, inişleriyle çıkışlarıyla sıradan bir yaşamdı geçen yıllar...

    Birden ne oldu da bu öykü başladı. O sıradan yaşam, anlatıma konu olabilecek bir olaya dönüştü, tümüyle anımsamıyorum. Ama gönül bu, bazen tuğrayı gözünden vuruyor... Sizin sıradan dediğiniz yaşamınız, birden ömür denen merdivenin üst basamaklarına ulaşmadan kanatlanıp bulutlara erişiyor, sevinç ve mutluluk içinde uçuşuyorsunuz. Ben burada kuş gibi uçmaktan değil, kelebek gibi uçuşmaktan, bir oraya, bir buraya, bir şuraya kanat çırpmaktan söz ediyorum. Gönlüm işte böyle uçuşuyor... Kıpır, kıpır yerinde duramadan, durup dinlenmeden, bıkıp usanmadan uçuşup duruyor...

    Eh kolay değil. Deli gönül coşunca bir kez, onu tutmak olanaksızmış. Alır başını gidermiş. Kah coşar çağlarmış, kah başını çarpa, çarpa dolanır yanarmış... Onu dizginlemek, ona "Dur hele" diyebilmek olmazmış. Coştu ya bir kez! Onu izlemekten başka bir seçeneğiniz kalmazmış... Kıyıya çekilip coşup çağlamasına, çarpa, çarpa köpük, köpük beyazlamasına bakılırmış... Deli gönül bu: Coşar da coşar işte... Fokurdayarak akan, köpüren sular gibi ıslık çalan yel gibi, şakırdayan yağmur gibi akar, akar, akarmış...

    - Neden coştun birden? Ne oldu sana deli gönül?
    - Sorma. Olan oldu işte. Yaşamadığım kadar güzel, yaşanmayacak kadar ulu bir an oldu... Çaldı gitti gönlümü... Bir şimşek, bir ışık: Çakınca kör oldum. Onu izler oldum...
    - Deli gönül çarpa, çarpa, coşa köpüre, sevinçle nereye gider?
    - Coştu deli gönül. Bırak hele ona karışma...
    - İyi ya! Nerelere gidecek? Yıllar boyu sustu da şimdi nerelere gidecek?
    - Sen kim olursun da karışırsın? Sen ne bilirsin de onunla uğraşırsın? Gönül bu: Susar, susar da coşar birden...
    - Hem de ne coşma! Ne dağ kaldı. Ne de ova. Sildi süpürdü her yanı...
    - Yeter be dostum! Yeter! Anladım coştu. Ama merak bendeki de. Sana ne ola?
    - Ben uçtum bir kez. Bırak süzüleyim. Bırak uçmanın keyfini yaşayayım...
    - Bırakayım seni de, meraklandım bir kez... Nedir seni bu hallere koyan?
    - Unut onu sen! Kimselere diyemem. Ben yıllarca bekledim. Hep mutlu olmak istedim. Yakardım. Sızlandım. Geceleri aya, yıldızlara seslendim. Gönlüm için dilekte bulundum. Kurttan, kuzudan, uçan kuştan, sallanan yapraklardan, yağmurdan ve yelden destek bekledim. Sonunda mutluluğa eriştim. Şimdi mutluluğun gizemini söyler miyim?
    - Bilemem senin durumunu... Gözlerin parlamıştı. Yüreğindeki kıpırtıyı, soluğundaki kesintiyi görünce ola ki bir sorunu vardır, bir otacı gerekir demiştim... Nereden bilirim "Sevda"dır seni coşturan, köpük, köpük akıtan...
    - Olmadı işte. Sana sevdadan söz eden oldu mu? Sevgiyi de dilime dolamadım. Bu sözcükleri nereden çıkarttın?
    - Hiç! Seni üzmek istemem. Sana durup dururken açıklama gereği duyacağın bir şeyler söylemiş olmak da istemem... Ben yalnızca...
    - Nedir "Yalnız" olan? Bir coşkuya kucak açıp sevinçle desteklemek mi? Yoksa yaşamadığın için mutluluğu ve sevinci yaşamış olana engel olmak mı?
    - Ben... Hiç böyle düşünmemiştim.
    - Bence düşünmüştün. Ama ben hemen anladım. Bıraksaydım, umursamasaydım ne güzel deşerdin gönlümü... Ne güzel seçerdin düşüncelerimden işine gelenleri... Ben coştukça gürül, gürül, sen elindeki kovayı daldırıp çektikçe bulanık kumlu suyu, ne güzel çarpıtırdın yaşamı... O saf duyguları kendince yorumlayarak, o içten gelen sevinç ve mutluluğu yürekten yıkarak ne güzel yok ederdin...
    - Öyle deme, üzülürüm.
    - Üzülmemen bir yanılgı. Sen baştan beri üzülmesi gerekensin... Sen değil misin bana her koşulda engel çıkaran? Her zaman beni üzecek bir neden bulan?
    - Yeter! Dayanamayacağım. Sustum işte.
    - Niye susuyorsun? Bence susmamalısın. Eğer hak seninse susmadan konuşmalısın. Yok senin hakkın yoksa, bence başından beri yoktu, bunca yıl hakkın olmadan neden konuştun? Neden bunca yıl konuşarak, söylenerek bana engel oldun? Beni ne sandın? Yoksa senin çevrendekiler istediği için mi böyle davrandın? "Onu önemseme. Çok kolay kandırırsın" mı dediler? Bence sen asıl kanan kişi olmalısın... Asıl sen utanmalısın beni kandırmaya, karşına almaya kalktığın için...
    - Hiç bu biçimde bakmamıştım.
    - Bakamazdın. Hala baktığını da sanmıyorum. Sen esen yele göre yön değiştiren bir yelken gibisin. Onunla kabarıp gövde gösterirsin. Kendi başına soluk, durgun ve düşkünsün. Rüzgar olmasa beş para bile etmezsin... Beş para nedir bilir misin? Nereden bileceksin... Tarihteki en küçük para birimi olduğunu nereden bileceksin...
    - Yapma. Aşağılama beni. Başkaları da mı böyle düşünüyor?
    - Sanırım evet! Belki de çok daha kötüsünü... En acısını seçmiş olmalarının önemli bir nedeni olmalı.
    - Önemli olan nedir ki?
    - Paraya tapanlar için bile bir değer taşımıyorsun.
    - Bu kadar kötü bir insan mıyım?
    - İnsan olup olmadığını bilemem. İnsan olanın bir değeri olurdu. Ona saygıyla bakan birileri olurdu... Değil mi ki paraya tapanlar bile sana bakmaz, onların gözünde bile bir değerin yoktur, senin için değersizsin diyebilirim. Senin bu yaşamda insan olma olasılığın yoktur diyebilirim...
    - Yeter artık. İyi ki sordum. Bitirdin beni. Ben ne yaptım sana?
    - Bilmez misin ne yaptığını? Ben coşmuşken köpük, köpük, benden alıp kucaklasan, arkamdaki köpüklerin sönmesini beklesen, öfkemi dindirirdin... Benim gücümü karartacağına, benim uçuşumu körelteceğine, beni yüceltirdin... Şimdi yüce tepelere ulaşmışken, başım dumanlara girmişken senin yardımına gereksinimim yok. Senin zararın da bana değin ulaşmaz. Senin söylentilerin ancak suyun dibini bulandırır. O da kısa bir süre için. Yaşam da, su da berraktır. Mutluluk bu berraklığın içindedir...

    Ne diyeceğini bilemedi. Geldiğinde yüzüne taktığı güleç maskeyi çıkartmıştı. Başını öne eğdi. Sonra ellerini göbeğinin altında birleştirip yavaş, yavaş oradan uzaklaştı... Başı da, gönlü de eğilmiş, eski hırçınlığı kalmamıştı...

    - Yine yordu beni. Hep böyle yapıyor. Ne zaman kabaran bir coşkuyla dolup taşsam bana engel oluyordu. Bu kez ben kazandım. Onu kötü yakaladım. Aklıma geleni, düşündüklerini ya da düşünmediklerini bulup hepsini söyledim. Sonunda başardım. Susturdum onu... Bak bıraktı peşimi. Uzayıp gidiyor işte. En azından bugün artık beni rahatsız etmez. Ben de kollarımı açar, yüreğimdeki coşkuyu dilediğim gibi saçarım.

    - Tüm sevincimi ve mutluluğumu toplayıp başımı göğe kaldırarak birikimlerimi aktarmalıyım.

    dedikten sonra haykırarak dizeleri sıralamaya başladı:

    Ben neyim ki benimle uğraşırsın.
    Benim seninle bir derdim yok.
    Benim derdim gönlümle...

    Bir söz geçirsem ona:
    İsterdim, suskun olmasını
    İsterdim, boynu bükük sessizliğini
    İsterdim, gözleri önünde,
    Arada kısacık kaçamaklar,
    Başkaca bir duygu olmasın...

    Kim istemez ki:
    O güzel gözleri,
    Kocaman kara kirpikleri,
    Soluyan burun delikleri,
    Al, al olmuş yanakları
    Titreyen dudakları...

    Herkes ister.
    Eğer kimsesizse,
    Eğer ona bakan yoksa,
    Eğer başı önüne eğikse...

    Yok coşku doluysa biri,
    Köpükleri kovalarken
    İzlerken peşi sıra
    Yüreği kıpırdarken
    Çıkma karşısına:

    Bakar gibi görünse de kadın
    Bil ki başkadır çıkarı
    Vardır nedeni severken adamın
    Ona eziyet etmesinin.
    Bil ki bunu kurmaktadır yıllardır
    Yaşam zehir olsa da, olmasa da...

    Hoplaya zıplaya kumsalda Güneşin battığı yöne doğru yürürken, çevredeki gölgelerin uzayıp uzaklaştığını, bir süre sonra yok olduklarını görüp sevinçle gülümsemeye başladı...
  • SYLPHİSH24.11.2008 01:33:00
  • Güzel Bir Öğretmen Hikayesi

    Bir öğretmen nasıl olmalı? Öğrencilerin başarısızlıklarının arkasında yatan nedenler konusunda bize ders verecek olan çok duygusal, yaşanmış bir öykü. Mutlaka okuyun..



    Okulun ilk gününde 5 nci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini ayni derecede sevdiğini söyledi. Ancak, bu imkânsız idi, çünkü ön sırada, oturduğu yerde bir yana kaykılmış, ismi Teddy Stoddard olan küçük bir oğlan vardı.

    Bayan Thompson bir yıl önce Teddy´yi izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak, Teddy tatsız olabiliyordu.

    Bu öyle bir noktaya geldi ki, Bayan Thompson onun kâğıtlarını büyük kırmızı bir kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (X) yapmaktan ve kâğıdının üstüne büyük "F" (en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.

    Bayan Thompson´un okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Teddy´nin kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatini gzden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karsılaştı.

    Teddy´nin birinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
    "Teddy gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta olması çok eğlenceli."

    İkinci sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
    "Teddy mükemmel bir örgenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yasamı mücadele içinde geçiyor."

    Üçüncü sınıf öğretmeni söyle yazmıştı,
    "Teddy´nin annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Teddy elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yasamı yakında onu etkileyecek."

    Teddy´nin dördüncü sınıf öğretmeni söyle Yazmıştı, "Teddy içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Çok fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor."

    Şimdiye kadar, Bayan Thompson problemi kavradı ve kendinden utandı.

    Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kâğıtlarla sarılmış Noel hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissetti, Teddy´nin ki hariç. Teddy´nin hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kâğıdı ile beceriksizce sarılmıştı, Bayan Thompson onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu.

    Bayan Thompson paketten taslarından bazıları düşmüş yapma elmas taslı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesi çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesini engelledi, bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü.



    Teddy Stoddard o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı,

    "Bayan Thompson, bugün aynı annem gibi kokuyordunuz".



    Çocuklar gittikten sonra, Bayan Thompson en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı.

    Bayan Thompson Teddy'm özel dikkat gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu.

    Yılın sonuna kadar, Teddy sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları ayni derecede sevdiği yalanına rağmen, Teddy onun gözdelerinden biri idi. Bir sene sonra, Bayan Thompson kapısının altında Teddy´den bir not buldu, ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.

    Altı yıl sonra Teddy´den bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı.

    Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı.

    Yine Bayan Thompson´un tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi.

    Bu kez fakülte diplomasini aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. Mektup onun hala karsılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu açıklıyordu. Ama simdi ismi biraz daha uzundu.

    Mektup söyle imzalanmıştı, Theodore F. Stoddard, MD. (tip doktoru).

    Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya çıkan başka bir mektup var. Teddy bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu Ve evlenme töreninde Bayan Thompson´un damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.

    Şüphesiz Bayan Thompson bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu? Tasları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Teddy´nin annesinin süründüğü parfümden sürdü.

    Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Stoddard, Bayan Thompson´un kulağına şöyle fısıldadı, "Bana inandığınız için teşekkür ederim Bayan Thompson. Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark yaratabileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim" Bayan Thompson, gözlerinde yaslarla fısıldadı, söyle dedi, "Teddy, yanlış şeylere sahiptin. Bir fark yaratabileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".



    ( Teddy Stoddard, Deş Moines´teki Stoddard Kanser Binası olan Iowa Methodist´te doktordur.)

    alıntı
    (Tüm Öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü Kutlu Olsun.)
fhmsrc
El Salla
Mesaj Gönder
Arkadaş Ekle
Arkadaş | Blog | Video | Foto | Link | Duvar
Eksen haberleri(0)

    Bu kullanıcı eksen haberlerini sizinle paylaşmak istemiyor.