Bu grubun kullanımı kısıtlanmıştır.

Grup Bilgileri(291 Üye)

Atatürk Dönemi'nde Dış Politika
Yurtta barış ve Dünyada barış politikası, Türk Millî politikasının önemli
parçalarından biridir ve Türk Milleti'nin dinamik idealine kavuşmasını
öngörmektedir26. Bu bir ilkedir. Bu ilkenin kararlı bir şekilde uygulanmasının
Türkiye'ye uluslararası alanda olumlu bir ortam sağladığı ve Türkiye'nin bu
sayede güvenilir ve istikrarlı bir devlet olarak daha kolay dostluklar kurduğu bir
gerçektir.
Yurtta ve Dünyada barış politikası; hem devletin içerisinde birlik ve
bütünlüğü sağlamayı, hem de dışarıda saygın ve sözüne güvenilir bir devlet
olarak konum elde etmeye çalışmayı amaçlayan bir politikadır. Bir taraftan
başka ülkelerin çıkarlarına saygı duymayı amaçlarken, diğer taraftan kendi millî
menfaatlerini korumak için istikrarlı ve caydırıcı bir güce sahip olarak dünyada
ülkeler ligindeki yerini sağlamlaştırmayı amaçlamaktadır. Kesinlikle, kendi
meselelerini geri plana iten ve her hal ve şartta tavizler vermeyi korunmak için
bir yol olarak seçen bir politika, Yurtta barış ve Dünya'da barış politikası,
dolayısıyla da Atatürk'ün politikası olamaz.

Atatürk'ün Konuşmalarında Dış Politika
Atatürk'ün dış politikayla ilgili yaklaşımı; tamamen akla, mantığa ve
sağduyuya dayanmakla beraber ülke çıkarlarını da temel alan bir yapıya sahipti.
Türkiye, o dönemde, dünyada milliyetçi, barışçı, gerçekçi, ittifaklar sistemine
dayanan, anti emperyalist ve anti sömürgeci özellikler taşıyan bir dış politikayı
benimsemiştir27.
Atatürk, 1923 yılında yaptığı bir konuşmada dış politikanın sağlam bir iç
bünye ile yakından alakalı olduğunu şu şekilde özetlemektedir: “Dış siyaset bir
toplumun iç bünyesi ile sıkı bir şekilde ilgilidir. Çünkü iç bünyeye dayanmayan
dış siyasetler daima mahkûm kalırlar. Bir toplumun iç bünyesi ne kadar
kuvvetli, metin olursa, dış siyaseti de o oranda sağlam ve dayanıklı olur.” Aynı
dönemdeki bir başka beyanında Gazi Mustafa Kemâl, yine en önemli unsurun iç
bünye olduğunu şu şekilde dile getirmiştir: “Dış siyaset, iç teşkilât ve iç siyasete
dayandırılmak zorunluluğundadır, yani iç teşkilâtın dayanamayacağı genişlikte
olmamalıdır. Yoksa hayali dış siyasetler peşinde dolaşanlar, dayanak noktalarını
kendiliğinden kaybederler.” Ayrıca millî egemenlik konusunun dış politikanın
da temeli olacağını şu sözlerle ifade etmiştir: “Arzumuz dışarıda bağımsızlık,
içeride kayıtsız ve şartsız millî egemenliği korumaktan ibarettir.”28
Ayrıca, dış politikada kuvvetli olmanın iç siyasetle bağlantılı olması ve
millî sınırlar içerisinde millî egemenliğin temel olması konusunda şu görüşlere
de yer vermiştir: “Dış siyasette kuvvetli olabilmek için kuvvetli bir iç siyaset
lâzımdır... Ancak bir siyaset, bir devlet ve bir millet siyaseti olmadıkça
yaşayamaz. Takip olunması akla uygun olan siyaset milletin doğal kabiliyet ve
ihtiyacına uygun olanıdır. Bizim için ne İslâm Birliği ve ne de Turanizm mantıkî
bir siyasî prensip olamaz inancındayım... Artık Türkiye'nin devlet siyaseti millî
sınırları içinde egemenliğine dayalı bağımsız yaşamaktır. Bugünkü millî
hükümetimizin hareket kuralı budur.”29
Atatürk, uluslararası ilişkilerde esas olanın niyet ve genel çıkarlar adına
karşılıklı fedakârlık yapmak olduğunu düşünmektedir: “Milletlerarası
anlaşmazlıklar, ancak iyi niyetle ve genel çıkarlar adına karşılıklı fedakârlık
yolu ile halledilebilir.” 1921 yılındaki bir konuşmasında Gazi, hakkını
savunmak ile başka devletin hukukuna tecavüz etmenin çok farklı olduğundan
söz etmektedir: “Dış siyasetimizde başka bir devletin hukukuna tecavüz yoktur.
Ancak hakkımızı, hayatımızı, memleketimizi savunuyoruz ve savunacağız.”
1937'de yaptığı bir konuşmada da politikada gerçekçilik konusunu şu şekilde
özetlemiştir: “Biz, ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya
hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt,
bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve
ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.” 1930'daki bir
konuşmada da dış ilişkilerin iyi komşuluk ilişkilerine bağlı olduğunu aşağıdaki
cümle ile ifade etmiştir: “Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek
Türkiye siyasetinin esasıdır.”30
Gazi, saldırgan bir devlete karşı millet ve devletlerin ortak ve
kurumlaşmış savunmalarının şart olduğunu düşünmektedir. Bu düşüncesini de
aşağıdaki gibi açıklamıştır: “Eğer harp bir bombanın patlaması gibi, birden bire
çıkarsa, milletler harbe mani olmak için silahlı mukavemetlerini ve malî
güçlerini, saldırgana karşı birleştirmekte kararsızlık göstermemelidir. En süratli
ve en etkili tedbir; muhtemel bir saldırgana, taarruzunun yanına kâr
kalmayacağını açıkça anlatacak, milletlerarası teşkilâtın kurulmasıdır.” 1933'te
dış ilişkilerde barışın çok önemli olduğunu, barış ve refah anlayışının bütün
diğer toplumlara da gerekli olduğunu şu şekilde dile getirmiştir: “Dış
siyasetimiz, başlangıçta kendisine çizdiği hareket şeklinden asla sapmamıştır.
Dış siyasetimiz, daima milletlerin refahına sebep olan barış içinde, memleketin
gelişmesini amaç edinmiştir. Bu gelişmeyi, tam ve mutlak olarak, bütün
milletlere de dileriz.”31
Türk Milletinin uluslararası ilişkilerde iki köklü niteliğe sahip olduğunu;
bunlardan birinin saygın bir güce sahip olmak, diğerinin söz ve anlaşmalarına
olan bağlılığı olduğunu düşünmektedir: “Türk Ulusu iki köklü nitelikle
uluslararası ilişkilerde kendini göstermektedir. Bunlardan biri ulusumuzun
kendini savunmak için sarsılmaz bir azim sahibi olarak saygı duyulmaya değer
bir güçte olması, diğeri ulusumuzun dostluklarına ve antlaşmalarına, durum ne
olursa olsun, değişmez bir bağlılıkla uyacağına inanılmasıdır. Türk vatanı,
ulusun bu yüksek niteliklerinin güvenine dayanarak ilerlemektedir.” Dış
politikada saygınlığı dürüstlüğün sağladığını ve Türkiye'nin gelişiminin bu
şekilde mümkün olabileceğini ise aşağıdaki gibi beyan etmektedir: “Dış
siyasetimizde dürüstlük, ülkemizin güvenliğine ve gelişmesinin korunmasına
dikkat etmek prensibi hareketimize kılavuz olmaktadır. Köklü yenileşme ve
gelişmeler içinde bulunan bir ülkenin hem kendisinde, hem komşularında barış
ve huzuru ciddi olarak arzu etmesinden daha kolay açıklanabilecek bir durum
olamaz. Bu, samimi arzudan esinlenilen dış siyasetimizde, ülkenin korunmasını,
güvenliğini, vatandaşlarının haklarını herhangi bir saldırıya karşı bizzat
savunacak güce de, özellikle önem verdiğimiz noktadır. Kara, Deniz ve Hava
Kuvvetlerimizi bu ülkede barışı ve güvenliği koruyacak bir güçte bulundurmaya
bunun için çok önem veriyoruz.”32
Görüldüğü gibi Atatürk, milliyetçi, çağdaş ve güçlü bir Türk Devleti ve
bu devleti koruyacak caydırıcı bir Türk Ordusunun mevcudiyetiyle barışın tesis
edileceğini ve saldırgan devletlerin tecavüzlerinden uzak kalınabileceğini ifade
etmektedir.
Mynet Eksenim’de yer alan içerikler yükleyen kişilerin kendi görüşleridir. Mynet Eksenim bu içerikleri benimsememektedir.
İçeriklerden Mynet veya www.mynet.com sorumlu tutulamaz.