Yağmur taneleri düşüyor pencereme
Sonra penceremin çatlak yerlerinden yüreğime
Belki düşüyor belki de düşmüyor
Ama yetmiyor söndürmeye
Yüreğimde katmer katmer büyüyen hasreti
Eksik kalmış yanımın adı
Yokluğun bütün yağmur tanelerine bedel
Gecenin koynunda
Sensizliğin sessizliğinde
Yine sana sesleniyorum
Düşen her bir yağmur damlası
Gelişinin muştusu olsun diye...
---------------------------------------------
Duyguyu, düşünceyi anlatmanın en güzel biçimi, duygunun doruk noktası şiir.
Kimi zaman notalara dökülür, Yahya Kemal'in dizeleriyle bir Münir Nurettin ezgisi olur;
Gül tenli kor dudaklı kömür gözlü sürmeli
Şeytan diyor ki sarmalı yüz kere öpmeli
der hoyratça. Kimi zaman da Karacaoğlan gibi sevdiğinden yüz bulamayınca sazın tellerinde türkü olur;
Evlerinin önü zeytin ağacı
Dökülmüş yaprağı kalmış ağacı
Eğer bende gönlün yok ise
Sen bana kardeş de ben sana bacı
der ozan kaderine razı bir şekilde.
Bedri Rahmi, “ acaba başka milletler de bizim kadar şiir severler mi diye düşünürken tanıdığım, okuduğum, duyduğum şairlerimizi şöyle boy sırasıyla gözümün önüne getiriyorum. Köylüsünden padişahına, cumhurbaşkanından ilkokul öğrencisine kadar her basamağında boy boy şair dizili “ der.
Bazen kimilerini ürkütür şiir. Bunu en güzel şekilde anlatanlardan biri de Can Yücel'in bir şiiridir.
Yazdıklarımda en ufak bir yalan var mı diyorum.
Fark etmez diye celalleniyor,
Benim ceza evimde böyle şeyler yasak.
Ama ben bir insan olarak,
Dilediğimi yazabilmekte ve düşünmekte hürüm.
Diye ısrar ediyorum.
Sen insan değilsin diye kükrüyor. Mahkûmsun sen mahkûm!
Ezerim, felç ederim seni,
Hele bir daha böyle münasebetsizlikler yaz.
Ve harika bir defola bitiyor bu hayatta görüp göreceğim en olumlu eleştiri.
Dahası var… Artık silah yerine
Şiir arıyorlar üstümde o günden beri…
İnsanoğlu inançları, düşünceleri ve duyguları doğrultusunda, çağlar boyu şiir yazmıştır. Yüz yıllardır ozanların vaz geçemedikleri bir konu da sevgi ve kadındır. İşte büyük usta Nazım Hikmet'in “Yine Sana Dair” adlı şiirinden alınmış mısralar:
Güneşli bir ormana dalar gibi dalmak gözlerine
ve kan ter içinde aç ve öfkeli
ve bir avcı iştahıyla etini dişlemek senin.
Sende ben imkânsızlığı seviyorum
Fakat asla umutsuzluğu değil
İçimizden kaç bilmez Ahmet Muhip Dıranas'ın Fahriye Abla'sını? Kaçımız duymadık Orhan Veli'nin Sere serpe'sini? Hani şu
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki! Diyen şiiri. Kim sevmez Cahit Külebi'nin
Senin dudakların pembe
Ellerin beyaz
Al tut ellerimi bebek
Tut biraz
Dizeleriyle başlayan Hikâye'sini?
Konu sevgi ve kadınlar olunca şair coşar, en güzelini yazar şiirin. Bir ümit Yaşar örneğinde olduğu gibi
Uykuların kaçar geceleri
Bir türlü sabah olmayı bilmez
Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya
Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında
Ne çarşaf halden anlar ne yastık
Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık
Kapanır yatağa çaresizliğine ağlarsın
Onun unutamadığın hayali
Sigaradan derin bir nefes çekmişçesine
Dolar içine
Sevmek ne imiş bir gün anlarsın
Zaman zaman da sitem yüklüdür şair, sevgilisinin ardından Necip Fazıl dizelerinde olduğu gibi
Ne hasta bekler sabahı
Ve ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar.
Geçti... İstemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar? Diyebilir.
Tutkundur çoğu zaman. Hapisten bile seslenir sevdiğine;
Terk etmedi sevdan beni,
Aç kaldım,susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça…
Ve ellerim kelepçede.
Tütünsüz kaldım, uykusuz kaldım
Terk etmedi sevdan beni…