Prof.Dr.Mustafa NUTKU'nun yazısı
Gençlerin dünya hayatı ile ilgili çeşitli hayalleri, planları, ümitleri, beklentileri olur. Bunlara ulaşmağa çalışırlar. Orta yaşlılık sınırının sonuna yaklaşılırken, insanın bazen başını çevirip geriye baktığı, neyin peşinde koşup neye ulaşabildiğinin muhasebesini yaptığı olur. Yaşlılık sınırına girdikten sonra ise, gittikçe ileriye dair dünyevî tasavvurlarında azalma ve geçmişe bakışında da artma hali görülür. Çok defa da, “geçip gitmiş olan ömürlerinin su gibi akıp gittiğini, yaşadıklarının kendilerine bir anlık yaşamak gibi geldiğini” söyleyenlere rastlanır.
Bazı ihtiyarlar da, “dünyada daha yapmak istedikleri çok şey olduğundan” bahsederler. Yapmak istedikleri hayırlı işler için, “Mü'minin niyeti, amelinden hayırlıdır” hadisine göre, ömürleri kâfi gelmese ve imkan bulamasalar bile, Allah (c.c.) o hayırlı amellerin sevabını, niyet ettiklerini yapmış gibi onlara verebilir. Fakat, maalesef ecelin soluğunu hissetmeğe başlayınca “- Daha yapmak istediğim çok şeyler vardı..” diyenlerin ekserisi, bundan Allah'ın razı olacağı ihlâslı amelleri kastetmezler.. Âyette belirtildiği gibi: Her nefis ölümü tadacaktır. Hüküm O'na (Allah'a) aittir ve ona gidilecektir. Ölümle dünyadan âhirete gidilen dünya yolculuğunu insanlar birer günlük birimler halinde, o insanlardan Müslüman olanlar da ayrıca, her gün içindeki namaz vakitleriyle bölünmüş gün kısımları halinde yaşarlar. Hanefi mezhebine göre, “namaz kılmayan Müslüman değildir veya İslâm imanına sahip değildir” denilemez; fakat bu konuda manevî tehlike içerisindedir. Çünkü, hemen tevbe edilip bir daha yapılmayacağına dair pişmanlık gösterilmezse, işlenen her bir günah içerisinde küfre giden bir yol vardır. İnsan, bu dünyada kendini istediği gibi yaşamakta ve her istediğini yapmakta serbest değil; kendini “askerî bir misafirhanedeymiş gibi” farz ederek yaşaması gerekir. Vazife ile bir yere gönderilmiş olan bir asker, asker olduğunu, bir nizama tabi olduğunu, emir ve yasaklara uyması gerektiğini asla unutmadan misafirlik süresini tamamlayıp, kıtasına “vazifesini yapmış” olarak dönmesi gerektiği gibi, insan da Allah'ın askeri olarak geçici bir süre için bu dünyaya vazifeli olarak gönderilmiştir; Allah'ın askeri olduğunu, O'nun emir ve yasaklarını, onları unutur ve aykırı hareket ederse, görevlendirilme süresi bitip O Kumandan-ı Akdes'in makarr-ı saltanatına döndüğü vakit, mutlaka cezalandırılacağını bilmelidir. Çünkü, O Kumandan-ı Akdes'in fermanı olan Kur'an'da bu husus açıkça, defalarca bildirilmektedir.
“Kâinatta en yüksek hakikat, imandır (İslâm imanı) ve imandan sonra da namazdır.” Her gün beş vakit namazı vaktinde ve usulüne uygun olarak kılmayan, günlük talimatında mutlaka uyması gereken programına uymayan askere benzer. O asker, talimatına uymadığı komutanı tarafından mutlaka cezalandırıldığı, talimata uymamasını “benim kalbim temiz” cümlesiyle savunması kabul edilmediği gibi, Kumandan-ı Akdes'in günde beş vakit namaz kılmak talimatına uymamağa da ayni “benim kalbim temiz” cümlesinin mazeret olamayacağı düşünülmeli ve “fayda vermeyecek bir son pişmanlık” haline girilmemelidir.
Günde beş vakit namaz, buluğ çağından itibaren ölünceye kadar, aklı-şuuru yerinde olan her Müslüman'ın –kadınlığa mahsus özür halleri hariç- her türlü durumda ihmal etmemesi gereken en mühim ibadetidir. İnsan, hiçbir uzvunu hareket ettiremeyip sadece gözlerini hareket ettirebilse, gözüyle ima yoluyla namazını kılmayı ihmal etmemesi gerekir (ismi de soyadı da Aslan olan bir mühendisin, geçirdiği ağır bir trafik kazasıyla vücudu tamamen felç olunca, ölünceye kadar, yattığı yerde gözleriyle ima ile günde beş vakit namazını kıldığını biliyorum). Hiçbir dünyevî işimiz, Peygamberimiz'in (s.a.v.) bir meydan muharebesindeki şartlardan daha ağır ve bizim namaz vaktini geçirmemiz için mazeret teşkil edebilecek mahiyette olamaz; Peygamberimiz (s.a.v.) o meydan muhaberesinde bile namazı vaktinde kıldırmakla, beş vakit namazı vaktinde kılmanın önemini onbeş asırdan beri gelen tüm Müslümanlara ders vermiştir.
O halde, beş vakit namazı vaktinde kılmak için namaz vakitlerini dikkate almayı ihmal etmeyelim. Günlük faaliyetlerimizi, her türlü işlerimizi, şehir içi ve şehir dışı seyahatlerimizi planlarken, beş vakit namazımızın vakitlerini geçirmemeye öncelik verelim.