ACI BİR İTİRAFTIM...EN ÇOK KENDİMİ YAKTIM...
09.07.2009 02:54:01
|
84 kez okundu.

Neydi ki içimdeki bu "ahh"?
Sonsuzluğuma düğümlü günah...
Bendim,
soğuk bir adın ardından koşar adım sürünen. Bendim, ellerimde
sakladığım düşleri parçalayıp
kırık dökük mektuplara bürüyen.

Issızlığıma çokluk sayacak kadarken, hep en yalnızlığım oldun
neden?
Bir
düşü anlatmanın kaç hali vardı dilimde? Kelimelere yüklenen hangi
hal
halimden haberdar edebilirdi? Hangi kelime bir gözyaşını
gösterebilirdi? Yüzüm bile saklarken hüznü, bunu kelimeler başarabilir
miydi?

Bir
yaraya inatla tuz sürmekti her şey. Ölüme giderken, sigara
basmaktı
içimdeki isme. İsminin üzerindeki darp izlerinden
sorgulanmalıydım
belki. Suçluydum. Oysa isminde bulunan her iz
benim ölüm sebebim
oluyordu. Suçluydun…
Tüm korkmalarımı acemi bir cesarete çevirip yürüdüm. Hep kırıldım, hep
düştüm…
Bildiklerimi kendimden saklamayı nereden öğrenmiştim ben? Kaç kez
yutmuştum ömrümün çığlıklarını?

"Sen ya bir yanılgının yangınıydın ya da yazgının."
Ardı yoktu / ötesi çoktu…
Hiçbir harf yazmaktan öteye gidemiyordu ve hiçbir yazı, yazmak
istediğin kadarı olamıyordu. Ben gibi beceriksizleşiyordu...
Tüm
acılarının parmak izlerini yüreğimde aramamalıydın.
Dillendiremediğin,
bilemediğin tüm sahnelerin oyuncusuydu satırlarım.
Ben ikileminin
kaçışlarıydım. Yanlış adreslerdi avuçlarımda doğru yol
diye sakladığım.
Bilmek istenilmeyen her şey susarak dinlenirmiş meğer. Bilinmek
istenilmediğimde susulacak mıydım? Her aynada kendimi görmekten
uzağım
artık. Göz bebeklerimde yatan yaraları tüküremiyorum geçmişe.
Sessizce
çekip giderken düşlerimin can çekişlerine, içime gömdüğüm
gözyaşlarımı
sezemeyecek hiç kimse…

Bir gece yarısı bıçaklanırken en sessizliğimden, dilimden dökülen
harfleri toplayınca hep sen ediyor neden?
Sen bilir misin düş diye sabahlamayı? Ve kırıklarını bir teselli ile değil
başka bir kırıkla sarmayı?

Acı bir itiraftım, en çok kendimi yaktım…
Şemsiyeler
altında yağmura direnirken ruhum, ardımdan geçip giden her
şeye sessiz
kaldım. Unutulduğum köşedeydim her vakit. Aransam
bulunacaktım. Sorulsa
tarifi mümkün olan gidişlerim vardı benim. En
fazla iki sağa bir sola
uzunca adımlardın. Ve adımlarından düşen her ses
canımı ağzıma alırdı,
açıldığında ağzımdan düşecek kadar. Oysa hiçbir
adımın kayıplığımın
yanına düşmeyecekti. Aranmayacaktım…
Ellerimde bilinmez
uçurumlar vardı. O nedenle hep avuç içlerine
dönüktü parmaklarım. Gelen
durakta kendimden inmek ve bir şehre
yüzüstü düşmekti dileğim.
Uyuyakaldım. Ne kendimden inebildim ne de
bir şehre yüzüstü serildim.

Ne kadarlıktı ki adım ve kaç harf kalınlığı vardı ki birilerinin
hatırlayışlarına ağırlık yaptım? Birilerini acıttım, ağlattım.
Ya
ben ömrüme düşen acıları, göz kapaklarımda saklı yaşlarımı kimden
kuşandım? Yokluğunun alnına üflenirken satırlarım, nasıl oldu da ben
hep varsın sandım?
Bir yıl daha geçmişti geçen yılların
üstüne. Kimsizdin sessizliğinde?
Hangi yaranın kabuk bağlanışına tanık
oluyordun ve hangi acıdan
dökülen yaşları benliğinde buluyordun?
"Ben tüm acımaları kendi saflarıma çekiyorum" sandığımda sana hangi
üzülmek kalıyordu?
Hiçbir
şeyi düzeltmek zorunda değildim; ama bozan bir eldim,
bozduklarımı
düzeltmenin geç kalışlarında… Söylenmiş olan hiçbir söz
geriye
alınamazdı, bilirdin. Diyemezdim; saçmaydı, yalandı…
Diyemezdim… Desem
yıllar sonra yine aynı sözcükleri dökerdim
harflerimden. Ki susmayı
bilmeyen bir alfabeydi bendeki. Söz
veremezdim bildiklerimi yutacağıma.
Bir dahası yok, üzülme
diyemezdim…

Hep en kötü yanından tuttum geleceğin. Söylenmiş olan her şey bir düşün
ön adlarından oluşmaydı. Söylenmiş olan her şey benim yükümdü, peki
sana neden ağır geldi?
Alışkanlıklarla
başlayan kelimelerin arasında yer buldum kendime.
Simetrik bir duruş
sergileyebilirdim çünkü yerimi en başından
belirledim. Yadırgamadım
üzerime yürüyen sözcükleri, bilmek istemesem
de biliyordum bir gün
hepsinin kapıma geleceğini. Tutulmamış bir söz
kadar acıdı içim.
Tutulmamış bir söze yapılan sayısız itiraz kadar
ezildim. Madem
biliyordun neden acıyorsun ki yüreğim?

Şimdi
hiçbir mutluluğu birbirine yamayıp koca bir gülüş
kondurmuyorum
dudağımın kıyısına. Susmalarımı biriktirerek yazıyorum.
Hadi at tüm
yüklerini, ben caymıyorum...
Adıyla var olan darağacım!
Mutlu olabilirsin, imkânsızlığına adandım...