cumhurıyet bayramımız kutlu olsun
28.10.2009 15:36:49
|
23 kez okundu.

Mustafa Kemal Paşa, Osmanlı hükümeti tarafından, bölgede düzeni
sağlaması için Osmanlı Devleti'nin bir gemisi ile, 19 Mayıs 1919'da
Samsun'a gönderildi. Ülkenin çoğu ilinde kongreler düzenledi. "Tek bir
egemenlik var, o da Milli egemenliktir. Ülkeyi, yine ulusun kendi gücü
kurtaracaktır." ilkesiyle, yurdun her tarafından gelen ulus
temsilcileri (milletvekilleri)
23 Nisan 1920 günü Ankara'da Büyük Millet Meclisi'nde toplandı. Meclis,
Mustafa Kemal Paşa'yı "Meclis Başkanı" olarak seçti. Mustafa Kemal
Paşa'nın önderliğinde Büyük Millet Meclisi, Türk Kurtuluş Savaşı'nı
başlattı. Halk ve düzenli ordular düşmana karşı savaş verdiler, omuz
omuza mücadele ettiler.
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasını takiben 1 Kasım 1922'de TBMM
saltanatı lağvetti. Padişah Vahdettin "vatan haini" ilan edildi ve
yurdu terk etti.
24 Temmuz 1923 tarihinde, İsviçre'nin Lozan şehrinde, Lozan
Üniversitesi'nde, Türkiye Büyük Millet Meclisi temsilcileri ile
İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan,
Portekiz, Belçika, SSCB ve Yugoslavya temsilcileri tarafından Lozan
Barış Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile yeni bir devletin
temelleri atılmıştır. Fakat, devletin yönetim biçimi henüz
belirlenmemiştir.
Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin
siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı
sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız
ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu.
Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı
Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal
ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik
sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile
iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki
kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu
gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve
kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları
sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak
Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde
ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı
Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.
Kurtuluş Savaşı ulusal bağımsızlık yanında ulus egemenliğini de açık
bir biçimde ortaya koyduğu için Padişah daha başından beri
milliyetçilerin amansız düşmanı kesilmişti. M. Kemal Paşa Padişah'ın
ihanetini bildiği halde, henüz zamanı olmadığı için Padişah'ı hedef
almadı. Genç subaylık yıllarından beri inandığı ve Erzurum'da Mazhar
Müfit'e not ettirdiği "Cumhuriyet" inancını "Ulusal bir sır" olarak
sakladı. Kurtuluş Savaşı içinde "Cumhuriyetçi" bir düşünceyi ortaya
atmak, iç parçalanmaya yol açacağı için bu yola gitmedi. Hatta Sivas
Kongresi sırasında "Cumhuriyet" ilan edelim önerilerini red etmişti.
Fakat Kurtuluş Savaşı'nın Başkomutanı, Türk Ulusu'nun kurtarıcısı M.
Kemal, Türkiye'nin siyasal yapısını değiştirmenin ilk adımını
Saltanat'ın kaldırılmasını sağlamakla attı. Saltanat'ın kaldırılışına
en yakın arkadaşları bile karşı çıkmışlardı. Meclis'te tutucu kanat
direndiyse de, M. Kemal Paşa'nın kararlı ve sert tutumu sonucu
Saltanat'ın kaldırılışı sağlandı. Fakat onun bu sert tutumu endişe
doğurdu. Bunun bir başlangıç olduğunu görenler çeşitli yöntemlerle M.
Kemal Paşa'yı engellemeye çalıştılar.
2 Aralık 1922'de Meclis'e muhalif grup tarafından bir öneri verildi.
"İntihab-ı Mebusan Kanunu"nda değişiklik yapılmasını isteyen önergede
"Büyük Millet Meclisi'ne üye seçilmek için Türkiye'nin bugünkü
sınırları içindeki yerler halkından olmak ve seçim çevresine yeni
gelenlerin ise en az beş yıl oturmuş olmaları" gerektiği kanun hükmü
haline getirilmek isteniyordu. M. Kemal Paşa'yı milletvekili
seçilmekten yoksun bırakmak isteyen bu önerge üzerine söz alan M. Kemal
Paşa, doğum yerinin Türkiye'nin sınırları dışında kaldığını ve bir
yerde beş yıl oturmadığını belirttikten sonra, düşmanlara karşı
savaştığını, vatanı kurtarmak için hiç bir yerde beş yıl oturamadığını
hatırlatıp, ulusun sevgisisi kazanmış bir insan olmasına rağmen
kendisini yurttaşlık haklarından yoksun bırakmak isteyen bu kimselerin
bu yetkiyi kimden aldıklarını sordu. Önerge red edildi.
Cumhuriyet'e
doğru gidiş bu kararlı sözlerle açıkça görülüyordu. M. Kemal Paşa, 8
Nisan 1923'de dokuz ilkede görüşlerini toplatarak, programını
belirlerken, siyasi biçimlenmeyi de hazırladı.
Savaş zamanının T.B.M.M.'nin görevi son bulmuştu. Bu sebeple Meclis
kendini dağıtıp, seçime gitme kararı aldı. M. Kemal, dağılmadan önce
Meclisten 15 Nisan'da, Saltanatı geri getirmeye çalışanları vatan haini
kabul eden bir kanun değişikliği ile "Hıyanet-i Vataniye Kanunu"na,
ileride gerekirse yine İstiklal Mahkemeleri kurma fırsatını veren bir
ek getirdi.
Yeni kurulacak Meclis'te kuvvetli bir kadro oluşturmayı ve böylece
Cumhuriyet'i ilan etmeyi düşünen M. Kemal'in bu çalışmaları yakın
arkadaşlarının kendisinden uzaklaşmasını hızlandırdı. Rauf Bey ve
arkadaşları, M. Kemal'in partiler üstü kalmasını, politikaya
karışmamasını, önererek, O'nu pasif duruma getirmek istiyorlardı. Rauf
Bey'in İsmet Paşa ile aralarının açılması da bu ayrılığın başka bir
yönü idi. Lozan'dan dönen İsmet Paşa'yı karşılamak istemeyen Rauf Bey
Başbakanlık'tan bile istifa etti.
İkinci Meclis, toplandıktan sonra Lozan'ı onayladı. Artık sorun
Türkiye'nin rejiminin belirlenmesiydi. M. Kemal 22 Eylül 1923'de "Neue
Treie Presse" adlı bir Viyana gazetesi muhabiriyle yaptığı görüşmede,
23 Nisan 1920'de kurulan sistemin Cumhuriyet olduğunu fakat adının
açıklanamadığını belirtip, yapılacak işin yalnızca isim koymak olduğunu
söyledi.
İkinci dönem Büyük Millet Meclisi, 11 Ağustos 1923'te ilk toplantısını
yaptı. 13 Ekim 1923'te Ankara başkent ilan edildi. Atatürk; egemenliğin
ulusa dayandığı bir sistem olan cumhuriyet yönetiminin ilanı için
hazırlıklar yapmaya başladı. 28 Ekim 1923 akşamı yakın arkadaşlarını
Çankaya'da yemeğe çağırdı. Onlara, "Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz." dedi.
29 Ekim 1923 günü Atatürk, milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan "Cumhuriyet" önergesini Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verdi. Meclis önergeyi kabul etti.
Böylece, Türkiye devletinin yönetimi biçimi "Cumhuriyet" olarak, adı "Türkiye Cumhuriyeti Devleti"
olarak belirlendi. Atatürk, kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin, ilk
"Cumhurbaşkanı" oldu. Cumhuriyetin ilanı, yurtta sevinç ve coşku ile
karşılandı.
Cumhuriyette Atatürk'ün de söylediği üzere, "Egemenlik kayıtsız şartsız
milletindir." Millet, kendini yönetme yetkisini, kendilerine temsil
eden milletvekilleri aracılığı ile kullanır. Cumhuriyet yönetiminde,
yurttaşın seçme ve seçilme hakkı vardır. Seçilen temsilciler, yasaları
tasarlar ve yöneticileri ulus adına denetler. Millet, seçimle
yöneticileri seçebilir.