Sabahlara kadar uyumayıp
Kuruttuğumda gözyaşlarımı,
Kimse sormadı halimi, kimse acımadı...
Şarkılarla dertleştim bir başıma.
Unuttum deyip kutladığımda sensizliği
Silmek için gözyaşlarımı
Aynaya her baktığımda,
Her baktığımda gözlerimde seni buldum...

Bir tek şeyi unutma, seni sevdim ben
Kapıları kendime ben açamadım
Ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni
Ter içinde takvimler
İstasyon öksüzlüğünde gözyaşım
Düşünüyorumda sen gideli ne çok yalnızım
Sarmaşık aşkın sarısında kaldım,
Sarılamadım
Savunamadım seni kimselere
Anlatamadım seni kimselere
Kimsesiz kaldım, en çok da sensiz...
Bir tek şeyi unutma, seni sevdim ben
Yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak
Seni sevdiğimi bağırdım mehtabına
Beyazında aklandım bulutunun
Mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak
Bir tek şeyi unutma, seni sevdim ben
Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belkide küskün renklere
Ellerimde ibadet gibi yaşadıklarım
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum duyuyor musun?
Orda mısın var mısın yok musun?
Bir tek şeyi unutma, seni sevdim ben
Yanarak yıkılarak aklıma her geldiğinde ağlayarak.


Bazen o kadar yalniz hissedersin ki kendini, evine, odana siğinirsin ve kalemin seni çağirir olmadik bir saatte... Kelimeler yalnizliğini döker masum kağitlara, ve kağitlarda dolasan gözlerin yine islanmaya baslar kuru kuru... Sabah olduğunda,yazilari yalnizlikla birlikte kilitliçekmecelere saklamak vaktidir... Oysa gece yine gelecek!




















Resimi büyültmek için tıklayın. Orjinal Boyut: 645x640











Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Simdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını...
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında...

Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkânların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye..
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söyleyecek kimsesi kalmamak ayrılık.
Saçına rüzgâr, sesine ışık düşürememek kimsenin.
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
İki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
hüznün arması ayrılık.
O küçük ölüm!
Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.
Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“bulmacanın beş harfli yemek sorusuna” yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı”
türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
“bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ”
diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.
Simdi anlıyor musun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını...
Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında...

Ne mi yapacağım bundan sonra?
Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir yazmayacağım bir süre,
Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
Hediyelik eşya satan dükkânların önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
Trafik polislerine adres sormayacağım,
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye..

Ne yapacağımı sanıyorsun ki?
Tenin tenime bu kadar sinmişken,
ömrüm azala azala önümden akarken,
gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım....evet güzel dostlarım yaradan bizi aşksız ve aşsız bırakmasın ikiside kötü valla......bu dünyada sevmek,sevilmek varken birbirimizi kırmak niye sevelim sevilelim dostlarım çünkü mantıklı düşünürsek hayat gerçekten boş.....nedir bu hırs nedir bu ihtiras hımmmm ölmeyeceğiz değilmi çünkü öyle yaşıyoruz sonumuz toprak öleceğiz dostlar bari arkamızda iyi hatıralar bırakalım........ben bunları yazıyorum ama inanın bende çok sinirli deli bir insanım gözümü karartırsam kralını dinlemem ama bunları genelde haklı olduğum zaman yapıyorum sebepsiz birşey yapmayız........neyse uzatmayalım huzurlu,mutlu güzel günlere.....eksen arkadaşlarıma kucak dolusu sevgiler seviyorum sizleri..............(Angaralı MURAT..........)