BELLEĞİN ISRARI

gerçek,gerçeküstü,ego,ide,aşk,zaman,insan,toplum,yaşam,iş,sanat
Tüm blog iletileri >>

İBRİKÇİBAŞI

20.10.2009 11:35:34 | 90 kez okundu.

ibrikçibaşı yı bilir misiniz?

İşyerinde amirlik yapan biri emekli olmuş.
Ona buna emir verme olanağını yitirmiş.
Ne karşısında saygıyla ayakta duranlar,
ne bir yere girerken saygıyla ayağa kalkanlar...

Kimsenin artık önemsediği yokmuş emekliyi.
Adam bu ilgisizlik karşısında bunalmaya başlamış.
O tarihte Yenicami helaları önünde
ihtiyacı olanlara parayla su satan ibrikçiler varmış.

Bizim emekli de orada kendine bir yer bulup,
ibrikçiliğe başlamış.
Ancak ayrı ayrı renklere boyamış her ibriği;
örneğin birini sarıya,
ötekini maviye, üçüncüsünü kırmızıya...



Sıkışanlar hızlıca önüne gelip ibriklerden
birine uzandılar mı,
o hemen oturduğu yerden:
- Bırak onu sarıyı al, dermiş...
Sarıyı alan olursa:
- Bırak onu, maviyi al...

Böylece emir verme özlemini rahatlatırmış...


Eski İstanbul lular bu hikayeden kinaye,
ona buna gereksiz yere kumanda etmeye kalkanlara
"İbrikçi başılık ediyor", derlerdi.

Küçük ve ezik yönetici profillerinde çok rastlanır bu duyguya.
Ellerine fırsat geçti mi, önemlerini kanıtlamak için
yapmadıkları densizlik kalmaz.

Çevrenizde çok vardır böyle profillerden.
Alt kademelerde, üst kademelerde,her yerde.

Sanırım en geniş tutku, kişilik tutkusudur bizim toplumda.
Kişilik sahibi olmak, kişilik sahibi olduğunu göstermek,
kişiliğini kanıtlamak; gerilmiş dudaklarda, sert bakışlarda,
çatık kaşlarda yalazlanır durur...

Peki ama kişilik nedir?
Kimseyi umursamamak, başkalarına üstün ve
korkutucu görünmek gibi katı davranışlar dizisi midir?

Genellikle böyle ilkel bir rolü benimsemekte aranmaktadır kişilik.
Oysa kişilik ancak yaratmakla mümkündür.
Iyi ilişkiler yaratmak, iyi hizmetler yaratmak,
önce kendine sonra etrafına saygınlık yaratmak...

Yaratıcı olmayanların kişiliği bir taklitten ibarettir.
Kimlerden korkuyor, kimlerin önünde eziliyorlarsa;
onları taklit ederler.

Özellikle bürokraside çok açık görülür bu.
Ve bir toplumda yaratıcılık ne kadar gerideyse,
kişilik tafrası da o kadar yukarıdadır.
Hiçbir şey yaratmayan bir insan,
neyin kişiliğini taşımaktadır içinde?

Yaratıcılığı burada çok geniş anlamda değerlendirmek gerek.
Çevresinde mutluluk yaratmaktan, bir kilim nakışı yaratmaya;
bir yeni fizik formülü yaratmaktan,
insanlarda bilinç yaratmaya;
sanatı ve doğayı yeniden içinde yaratmaya kadar;
insana özgü bir beyin ve gönül dinamizmi olarak,
derin bir öz olarak görmek gerek
burada yaratıcılığı...

Böyle bir çilesi, böyle bir endişesi,
böyle bir yaşam ırmağı olmayanlar,
kendi kuruluklarının odunluğunda höthötçülükten medet umarlar.

Ve daha olmazsa kenefe çevirdikleri hayatların
önünde taharet suyu satarak ibrikçibaşılık ederler...




kaynak:hulyakonar

Yorumlar alınıyor...

Son Eklenenler

Blogu RSS olarak eklemek için tıklayın
Mynet Eksenim’de yer alan içerikler yükleyen kişilerin kendi görüşleridir. Mynet Eksenim bu içerikleri benimsememektedir.
İçeriklerden Mynet veya www.mynet.com sorumlu tutulamaz.