Ne yana gitsem ucurum bir yalnizliktin ömrüme. Yalnizligimi
fark ettigim ilk düs…
Ellerim böylesi üsümemisti sakar hayatimin poyraz yemis
kiyilarinda. Böylesi vurgunlara seherden tutulmuslugum
olmazdi oysa… Oysa ic cebimde burusuk kagitlara yazilmis
“ask”, masallarda yasanan bir karenin, gercek hayatima
masalsi surette yansiyan bir sanrisiydi. Bir sizofrenin
halüsülasyonu kadar sakincali…
Vakitsiz mevsimlerin kucaginda olan bir gün, ic cebimdeki
burusuk kâgitlar icime isledi… Yersizdi… Karsimdaki, adi ne
olursa olsun lehcemde yâr oluyordu. Yâr'i bulan, buldugunu
sanip kendini kandiran bir sizidan yarenliğe sürüklenmistim.
Aksini iddia etmekle ilerliyordu zaman. Ben bir sizofrendim
ve ask halüsülasyonumdu benim. Ask, dilimin döndügü son
noktaydi ve inkârimi gerektiriyordu. Giyotinler paklayamazdi
bu sucu. Yok yok bir kabustu, uzun soluklu rüyalarimdan
nefeslerimi calan bir karabasan. Seslenemiyordum, sesim
çikmiyordu. O kadar bagirirken sadece susmus oluyordum.
Kim uyandiracak bu derin uykudan?
Aynalarin karsisına gecip yüzlerce kez inkâr ediyordum.
Neydi beni bu denli korkutan? Oysa ask üc harflik bir
yangindi. Yaksa yaksa en fazla bir misrami yakardi, en fazla
bir avuc düs calardi dünyamdan, en fazla birkac damla
gözyasi…
Yanlisti bildigim, kabulsüzlügüm kadar saydamdi. Üc harflik
bir yanginin kül ettigi hayatta oynuyorum rolümü.
Sakliyorum senaryomu.
Aski ask yapan neydi yar? Sen cikip gelmistin, ic cebimdeki
burusuk kâgitlar mi dile gelmisti? Sen cikip gelmistin de ask
öyle mi anlamına kavusmustu? Peki hangi aşk tanimiydin
sen? Bir yâr olmak aski tanimlamaya yetiyor muydu?
Mecnun da yârdi, Kerem de, Ferhat da… Peki, hangisi daha
fazla yârdi? Hangisi daha bir dolduruyordu ask yapbozunu.
Hangisi daha âsikti? Ya da hangininki asil “AŞK”ti?
Suskunluğum kaleme geldi vakitsiz bir mevsimde. Dilime aski
doladim… Ask bu kadar asimile olmusken Leyla – Mecnun
kalipli sevda düslerinden, ona konuşmam yersizdi. En yalin
durusumda dünyada, bilmeden gelmisti ömrüme. Ömrüm
kabulsüzlügündeydi ya hala. Ama buyur etmisti kapisindan
iceri. Bilmemisti bendeki büyüklügünü. Bilmemisti icimin o
yanini. Bilemeyecekti…
Zor bir kusatmadaydi ömrüm. Ne kadar direnebilirdi? Zaman
acima aldirmadan geciyordu hep. Ne halimi soranlara
verilecek “iyiyim” cevabı kaliyordu dilimde, ne de
avuclarima düsen gözyaslarima sunulacak bir “sebep”…
Oysa insanlar sebeplice aglardi. Sorulunca bircok aciklamasi
olurdu. “Neden ağlıyorsun?” sorusuna muallâk bir cevap
veriyordum hep; “hicc”. Bir hic kadardim, belki o nedenle
hep hic diye agladim.
Varligi yokluğuna denk düsüyordu. Kimi inandirabilirdim
yasadigina? Cismi yoktu. Bu yüzden ben bir sizofren bilindim
ve ask halüsülasyonumdu benim. Oysa vardi… Kendini
bilmeden ne cok yazildi, ne cok susuldu ve ne cok aglandi…
Kalemime sormadan yazmistim bu kez… Adresi belliydi…
Beynimde bir hikâye kurguluyordum; Kiz her zorluga
ragmen aski seciyordu asktan habersiz. Ve susuyordu hep.
Susmak ki bu düse en cok yakisandi… Biliyordu…
Susmaliydi ve büyümeliydi hep ask yanindan… Tek basina
büyümeliydi… En söylenmemiş haliyle… Belki genc baska
bir askın icinde ilerliyordu. Önemsizdi… Canina aciyi
yamalardi sadece… Günler geciyordu birbiri ardinca. Kiz
hayal kurmuyor, büyük düslerin altina uzatmiyordu elini…
Ezileceginden emindi sanki. Günlerden bir gün kiz şehrin hep
yürüdügü o sokağında yürüyordu. Baktigi yer canini
acitmisti. Gördügü askti ve askin yaninda icinde ilerledigi
askin faili vardi… En fazla bir misrami yakardi diyordu ya
kiz, ömrünü yakmisti. Hepsi hepsi atesten bir parca
dokunmustu yüregine. Ve biliyordu artik, yarinlara ekledigi
dizeler hep aglamakli olacakti. Diline agitlar dökmeye hakki
yoktu. Ki o asktan habersiz askı seçmişti… Hataliydi…
Affedilmeyecekti !… Affetmeyecekti de kendini !…
Hikâyeyi susturuyorum, ilerledikce en ölümcül harfleri
seciyor kendine.
Yaziyorum, uzaklardan bir yerlerden gelen ses alip götürüyor
beni. Sonra radyomun yani basina geciyorum. Erdal Güney
“Saklimdasin” diyor... Sonra büyük bir sessizlik kapliyor
odamin duvarlarini. Defterimdeki yazilar konusuyor en sesli
harflerle. Yitip gidiyorum kendi dehlizlerimde…
Ask gelmisti… Habersizce… Haberlice geleni var miydi ki?
Git demeyle gider miydi? Ya gitmezse, yüregim ayaklarima
mi dolanırdi hep böylesi? Ayaklarimin altinda can mi verirdi?
Yüregimin ayaklari da takilmışti ya askin yamaclarinda. Yüz
üstü düsmüstüm acilara.
Hep yazildın ask. Her kalemde yazildin… Seni sen yapan
yazilmandı belki. Dogruya, bu kadar yazilmasaydin bu kadar
büyük olamazdin gözlerde. Ve bu denli tarifi nâmümkün
yaralar birakamazdin.
Aski ask yapan! Varligini bagiran bu yazidan sonra ne denir
ki; “hos geldin(!)” hic gelmediğin ömrüme…
Simdi sadece ömrüm aglar dizleri üstüne cökmüs kendi
haline…
....Sanki benim görevimdi gülmek, güldürmek ...
Zor olansa yalniz kaldigimda kendimle yüzlesmek ....
«•´`•.(`•.¸♥•♥•♥¸.•´).•´`•» DuMaN «•´`•.(`•.¸♥•♥•♥¸.•´).•´`•»