Canom'un Köşesi

Hayatımın anlamı, biricik aşkım Canom'a dair herşey artık burda
Tüm blog iletileri >>

Hayat Yolculuğu

14.10.2009 15:29:21 | 78 kez okundu.
        İlk görüşte aşk laflarına inanmazdı evvelden beri ama onu görünce hayatında bir şeylerin değişeceğini anlamıştı nedense. Her sabah işe giderken beklediği otobüs durağında yine her sabahki gibi mahmur gözlerle sağa sola amaçsızca bakarken, birdenbire gözü takılıvermişti işte. Öyle herkesin dikkatini çekecek tarzda giyinen, havalı, günün trendine uygun bir kız da değildi aslında. Sadelik içinde olmasına rağmen, yürüyüşünden duruşuna, kıyafetlerindeki seçiminden, yüzündeki ifadeye kendine oldukça güveni olan birisi olduğu belliydi. Anlatılamayacak derecede bir çekicilik vardı halinde.

       

Çok da uzun boylu inceleyecek cesareti bulamadı kendinde. Biraz dikkatlice baktıktan sonra fark edilmekten korktuğu için önce gözlerini kaçırdı. Sonra bu da az geldi vücudunu dayandığı direkten çekerek geriye doğru döndürdü. Hemen arkasında durduğunu hissederek heyecandan hızlı atmaya başlayan kalbine de şaşarak, daha derin nefesler almaya başladı. Burnuna hafiften gelen güzel bir parfüm kokusunun ondan geldiğine yemin edebilirdi, ancak pek de iyi koku almayan burnu aklına gelince “acaba kokunun da hayali olur mu?” diye düşünüp, sonra bu saçmalığa kendi kendine güldü. Otobüsünün gelmesine aşağı yukarı üç-dört dakika vardı. Acaba aynı otobüse binebilir miyiz diye düşündü. Nereye gidiyordu acaba, nerde oturuyor, nerede çalışıyordu? Parmaklarına bakacak fırsatı bulamamıştı, evli ya da nişanlı falansa. Bu iç huzursuzluğunun verdiği geçici cesaretle ani bir hareketle eski durumuna dönüverdi. Birdenbire onu karşısında buluverince de elinde olmadan yüzü kızardı. Yüzünün ısınmasından anlamıştı kızardığını, zaten hep böyle olurdu. Kendinden nefret etti bir an için, neden bu kadar utangaçtı ki? Kız büyük ihtimalle anlamıştı kendisiyle ilgilendiğini. Sanki dünyadaki en büyük günahını işlemiş gibi müthiş bir vicdan azabı duydu pek de nedenini anlayamadan. Ama yine de merakını yenemiyor ve kaçamak bakışlarla kızın ellerini ve parmaklarını görmeye çalışıyordu.

 

        Ne kadar da güzel elleri vardı, hele o parmaklar aman Allah'ım, ne kadar biçimli ve bakımlılardı. İlginç bir yüzük fark etti sağ elinin yüzük parmağında. Pek de anlamazdı bu yüzüklerin dilinden ama içi rahatlayarak “oh evli değil” dedi içinden sanki her şey birdenbire yoluna girmiş gibi. Sonra yine hüzün bulutları doluverdi yüreğine birdenbire, ama bu kadar güzel bir kızın mutlaka sevgilisi vardır diye aklına geldi. Nerede çalışıyor acaba diye tekrar düşündü. Bir sürü yakışıklı erkek vardı mutlaka çalıştığı yerde. O kadar rakiple nasıl mücadele edecekti acaba? En azından zengin değil, benim gibi o da otobüse biniyor diye düşünüp umutsuzluğa kapılan gönlüne bir umut ışığı yakıverdi. Ama işini beğenir miydi acaba? Ufacık bir dükkanı vardı onun. Bazen kirasını zor denkleştirirdi. Ama namusuyla çalışıp, alın teriyle kazanan birisiydi o ve bu zamanda böyle insanlar da az kalmıştı. Benimde mutlaka beğenilecek yönlerim vardır diye teselli buldu.

 

Bu düşünceler kafasında ışık hızıyla gelip giderken karşıdan bineceği otobüs gözüktü. İstem dışı öne doğru bir adım attı ve baktı ki kızda hafif bir hareketle kaldırımın kenarına doğru yöneldi. İçi sevinçle doldu yine, ne güzel! aynı otobüste yolculuk edeceklerdi. Yanıma oturur mu acaba diye düşünüp heyecanlandı. Ama yanına oturabilmesi için onun önden binip oturması gerekiyordu, peki bu durumda çok kaba biri gibi gözükmez miydi? Hayır böyle yapamazdı hem ona hem de binmeye çalışan insanlara yol vermeliydi zaten her gün de böyle yapardı. Ama ya başka birinin yanına oturursa, ya da ikili bir koltuğa tek başına oturursa. Bu durumda kesinlikle gidip yanına oturamazdı. Böyle bir şey yaparsa çok sırnaşık bir davranış olurdu, “hayır, hiç bana göre değil” diye düşündü. Otobüs yanaşmış insanlar binmeye başlamıştı. Onunda durup beklediğini diğer insanlara yol verdiğini görünce, işte benim gibi o da saygılı bir insan, birçok ortak noktamız olmalı dedi içinden.

 

Hemen arkasından o da atladı otobüse, tam önünden giden kızı arkasında olmanın verdiği rahatlıkla daha bir dikkatlice inceleme fırsatı bulmuş ama vücuduna baktığı içinde kendini rahatsız hissederek yine gözlerini kaçırmak zorunda kaldı. Oturaklı bir giyim tarzı diye düşündü ve içi rahatladı. Sevmezdi o aşırı şeyleri ve işte onda da yoktu aşırılık. Arkaya doğru ilerlemeye başladılar ve kız otobüsün sağındaki sona doğru tekli koltuklardan birine bir kuğu zarafetiyle ilişiverdi. Bir anda kendini çok ortada kalmış olmanın verdiği eziklikle baş başa hissetti. Birkaç kuvvetli adımda hemen arkasındaki diğer tekli koltuğa kendini atıverdi. Oturduktan sonra hemen arkasına doğru bakarak geride oturup da benim bu garip hallerimi görenler var mı acaba diye bir ortam kontrolü yaptı, arka sıralarda birkaç öğrenci dünyadan kopmuş halde ellerindeki kitaba bakarak gülüşüyorlar, koyu renk takım elbise giymiş, memur emeklisi olduğu her halinden belli olan bir amca gazetesinin sayfasını değiştirmeye uğraşıyordu. Kimsenin onunla ilgilenmediğini ve dikkat çekmediğini anlayınca rahatladı.

 

Artık şartlarda lehine olduğuna göre daha dikkatlice inceleyebilirdi onu. Şimdi tam arkasında otururken daha dikkatlice burnunu öne doğru uzatarak kokusunu duymaya çalıştı. Burnuna gelen hafif parfüm kokusu başını döndürdü. Bu zarafete sahip bir insan tabii ki doğal olarak bu kadar güzel bir parfüm seçmeliydi. Düz kahverengi saçları dikkatlice taranmış omuzlarının üstüne düşüyor, bir kısmı da koltuğun el tutma yerinden aşağı doğru kayıyordu. Tutunuyormuş gibi yaparak saçına dokunsam mı diye düşündü ama bu düşünce onu korkuttu. Ya geriye dönüp kendisine hakaret ederse. Hemen vazgeçiverdi bu düşünceden. Kız şimdi camdan dışarı doğru bakıyordu. Otobüs sonraki duraklarda durmaya başlamış, yeni yolcular yavaş yavaş arkalara doğru gelmeye başlamıştı. Binenleri göz ucuyla süzerken arada ona bakıyor, ilgilenmeyip camdan bakmayı sürdürdüğünü görünce “işte bak, öyle herkese mavi boncuk dağıtacak bir kız değil bu. Karakterli, düzgün birisi. Kimseyle ilgilenmiyor, tam benim istediğim gibi” diyerek içinden kendisiyle konuşuyordu.

 

Sonra bir süre sonra ayağa kalkması gerektiği aklına gelince, canı sıkıldı. Öyle ya, otobüs dolmaya başlamıştı ve bir sürü de yaşlı insan binecekti. Onlar ayakta dururken oturamazdı ya. Neden bu yaşlı insanlar bu erken saatlerde dışarı çıkarlar diye düşünüp sinirlendi. Emekli olmuşsunuz, işiniz yok gücünüz yok, oturun evinizde, yapın güzel kahvaltılarınızı, okuyun gazetelerinizi. Ne gerek var erkenden yollara düşmekte. Bugün kalkmasam ne olur? bir gün de yer vermezsem ölmem ya diye düşündü ama kendini pek de ikna edemedi. Huzursuzca kıpırdandı oturduğu koltukta, kapıdan binenlere doğru bakıyor, hangilerine yer verilip verilmeyeceğini kararlaştırmaya çalışıyordu.

 

Sanki birileri düşüncelerini duymuşta bütün yaşlı insanları geri göndermişçesine, sonraki duraklardan daha ziyade öğrenciler ve işe giden genç insanlar biniyor, ayakta kalan birkaç kişi en arkadaki boşluğa doluşup camdan dışarı boş gözlerle bakıyorlardı. Ve bir sonraki durakta rüyası sona erdi. Gülüşerek ve koşarak büyük bir şamatayla otobüse binen iki ilkokul çocuğunun arkasından oldukça uzun boylu, güzel bir takım elbise giymiş, elinde deri zarif bir evrak çantası taşıyan, iyi bir şirkette çalıştığı ve bir kucak dolusu maaş aldığı her halinden belli olan bir erkek kendinden emin adımlarla onlara doğru yürümeye başladı. Sanki kahrolası şark ekspresi büyüklüğündeki otobüste başka yer yokmuşçasına tam da kızın koltuğunun önünde durdu, hafifçe yere doğru eğilerek evrak çantasını ayaklarını arasına aldı ve üst taraftan sarkan tutacaklara tutundu.  Hemen burnuna sabah sinekkaydı tıraş olmuş, sonrada pahalı kolonyasını sürmüş bu züppenin ağır, rahatsız edici kokusu geldi. “Aklınca kadınları etkileyeceğini sanarak aslında rahatsız ediyor bu salak” diye düşündü. Bu kadar ağır bir kokuyu kim sevebilirdi ki?

 

Bütün bu olaylar olurken kız tam da burnunun dibine gelen bu adama şöyle göz ucuyla bir bakmış sonra yine camdan bakmaya devam etmişti. “Evet seni umursamadı bile salak herif” diyerek sevindi. Kafasını yukarı doğru çevirip, bu kendine haddinden fazla güvenen, statüsü, parası, fiziksel şartları ile her kızı elde edebileceğini düşünen kibirli ahmağa “neden onca yer varken burada durdun” der gibi anlamlı ve uzun bakmayı düşündü ama sonra “değmez” dedi kendi kendine. Zaten kız ilgilenmemişti ki onunla. Böyle tiplerin hayatında bir sürü kız vardır zaten. Bu kızları bozuk para gibi harcarlar, bal toplamaya çıkmış arılar gibi o çiçekten bu çiçeğe gezer durur bunun gibileri. Halbuki kızlar sığınılacak bir liman, güvenilecek vefalı bir insan ararlardı. Böyle bir tipe güvenilebilir miydi. Asla…

 

Dikkatini yine kıza vererek, sanki daha dikkatli bakarsa kafasının içinden geçenleri de okuyabilecekmiş gibi saçlarına bakmaya devam etti. Zaten görebildiği de sadece buydu. İneceği durağa doğru yaklaşırlarken, “benle aynı durakta iner inşallah” dedi. Sonra da “beraber insek de ne yapabilirim ki” dedi kendi kendine. Takip mi edecekti onu nerede çalıştığını öğrenmek için? Böyle bir şeyi zorla bile yaptıramazlardı ona.

 

Nerden gelmişti, nerede yaşıyordu, ailesi kimler ve nasıl insanlardı? Onunla ilgili binlerce soru yirmi dakikalık yolculuğun sonlarına doğru kafasının içinde dönüp durmaktaydı. Belki hayatım boyunca bir daha hiç göremeyeceğim bu insanı diye düşününce içi ezildi. Ama yine umut ışıkları parladı içinde, belki mahalleye yeni taşınmışlar ve her sabah artık birlikte gidip gelecekler ya da belki iş yerinde yakınında bir yerde komşu olacaklar ve eninde sonunda tanışacaklardı.

 

İneceği durağa artık gelmek üzereydiler ve hafifçe koltuğunda dikilerek nasıl ineceğinin kabaca planlarını yapmaya çalıştı. Sonra hafifçe ayağa doğru kalktı, arka kapıya doğru yönelecekken kızında dönüp kalktığını gördü, nazikçe önünde duran uzun boylu züppeden izin istediğini duyunca “aferin kıza bak, adam, adam olsa kalktığını görüp önünü açardı. belki ne kadar kaba olduğunu hissettirebilmiştir” dedi içinden anlamsız bir sevinçle.

 

Kız onun gerisinde duraklayıp, ineceğini anlamış olmalı ki “ buyurun” dedi. Sanki ilahi bir emirmiş gibi bütün centilmenliğini bir kenara bırakıp bir panter çevikliğiyle kapıya doğru atıldı. Ama bu hareketler esnasında da indikten sonra ne yapacağını hesaplamaya çalıştı. İnince biraz oyalanmalı ve kızın önüne geçmesine izin vermeliydi ki nereye gittiğini görebilsin. Belki aynı istikamete doğru gidecekler, belki ondan önce bir binaya girecek ve o da en azından nerede olduğunu bilecekti. Hızlı adımlarla otobüsten indi ama birkaç adım attıktan sonra durup biraz bekledi, sanki birinin karşılamasını bekliyormuşçasına. Sağına soluna bakınırken kızın hemen yanından geçip hızlı adımlarla kendisini bekleyen sade giyimli, iddiasız, güler yüzlü bir erkeğe gittiğini gördü. Çocukta onu görüp ona doğru hareketlendi. Öpüştüler, birbirlerine bir şeyler sordular, saatlerine baktılar sonra da onun gideceği istikamete doğru yürümeye başladılar.

 

Hala aynı yerde durduğunu fark ederek silkindi. Ne kadar zamandır orada durduğunu kestiremedi ama kızla çocuk hala göründüklerine göre çok olmamıştı herhalde. Kesin akrabası falandır dedi içindeki devamlı bir şeyler söyleyen seslere cevap olarak. Hiç de öyle sevgilisi falan gibi durmuyordu aslında. Sonra böylesine bir kız, kendine sevgili olarak bu kadar basit bir adamı seçebilir miydi? Sevgilisi olsa ne fark eder dedi içinden başka bir ses. Sevgilililer terk edilemez miydi.

 

Dükkanına doğru yürürken, bir daha görür müyüm acaba onu dedi kendi kendine. Görsem acaba ne yapmalıyım? Akrabasıdır dedi yeniden. Umutsuzlukla umutların arasında gidip gelirken varmıştı işyerine, kapıyı açarken dedi ki kendi kendine “ halbuki bilse onu ne kadar sevebileceğimi, acaba gider miydi başkalarının kollarına”… 

Yorumlar alınıyor...

Son Eklenenler

Blogu RSS olarak eklemek için tıklayın
Mynet Eksenim’de yer alan içerikler yükleyen kişilerin kendi görüşleridir. Mynet Eksenim bu içerikleri benimsememektedir.
İçeriklerden Mynet veya www.mynet.com sorumlu tutulamaz.