ibret( OKUYUN )
09.05.2008 13:26:13
|
110 kez okundu.
>
> *Bir Müddet Zeytin Yiyeceğiz, Sonra…*
>
> *Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle
> görüşmek istediğini söyledi.*
>
> *Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif
> Bey mi?" dedi.*
>
> *"Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü
> bir ses tonuyla "Nazif Bey
> sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl
> oldu." dedi. *
>
> *Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı
> yüreğine. "Ya, öyle mi…?"
> diyebildi sadece. *
>
> *Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece
> kalakaldı. Gözlerine hücum eden
> yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne
> damladı. Kendisini toparlayıp "Onun *
>
> *adına görüşebileceğim bir yakını var mı
> acaba?" diye sordu.*
>
> *"Evet var, oğlu Selim Bey…."*
>
> *Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle
> görüşebilir miyim?" dedi.*
>
> *Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar
> beyefendiye, "Selim Bey
> oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek
> pek mümkün olmuyor; ama ben
> yine de kendisine bir haber vereyim." *
>
> *Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim
> efendim?" diye sordu.*
>
> *"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım."
> cevabı üzerine sekreter dahili
> telefonu çevirdi. *
>
> *Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, "Selim Bey
> sizinle görüşmeyi kabul
> etti, lütfen beni takip edin." dedi. *
>
> * *
>
> *Beraber merdivenden çıktılar.İnce bir zevkle
> döşenmiş geniş bir salondan
> geçip büyük bir kapının önünde durdular,
> sekreter kapıyı açarak, "Buyurun"
> dedi. *
>
> *O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur
> ve mütebbessim gence
> doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak,
> *
>
> *"Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.*
>
> *"Bendeniz de Selim Cebeci… Lütfen buyurun,
> oturun." dedi, genç işadamı.
> Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur
> oturmaz: *
>
> *"Yirmi üç yıl,tam yirmi üç yıl… Vaktiyle
> bana burs verip okumama vesile
> olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim."
> dedi ve dudakları titredi,
> gözleri doldu. *
>
> *"Ama o büyük insanın elini öpmek nasip
> değilmiş, bunun için ne kadar
> üzgünüm anlatamam." *
>
> *Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim
> Beye döndü: "Fakat en azından o
> büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da
> bahtiyarım." *
>
> *Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden
> fırladı, kulaklarına
> inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret
> nidâsı gibi dizildi
> cümlelerine: *
>
> *"Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı
> Mehmet Baydemir mi?"*
>
> *Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir
> anlam veremeyerek başıyla
> "Evet" dedi. *
>
> *Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle
> parladı.*
>
> *"Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama
> bulamadık." dedi.*
>
> *Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini
> tuttu, candan bir dost gibi
> sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi.
> *
>
> *Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı.
> "Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki
> ama neden?" dedi. *
>
> *Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak
> "Bizdeki emanetinizi vermek
> için…" deyince, profesörün şaşkınlığı
> iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi.
> *
>
> *Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu
> çevirdi. Karşısındakine
> "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı. Mehmet
> Bey, Şaşkın gözlerle
> Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi
> giyimli bir bey girdi. *
>
> *Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra
> kulağına bir şeyler
> fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden
> geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken
> Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
> Sohbetleri koyulaştıkça,
> çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine
> Hasret kırk yıllık ahbapların
> yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve
> güvene bırakmıştı. Mehmet Bey
> yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından
> ve yirmi üç yıl boyunca her
> yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra
> Nazif Beyin duvardaki
> portresini göstererek, *
>
> *"Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum."
> dedi. "Bana yalnızca maddî destek
> vermedi,mânen de beni hiç yalnız bırakmadı.
> Yurt dışında tahsil görürken
> yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır
> oldu. 'Sana bunun için burs
> vermedim.' Diyerek bana istikamet verdi. Ona her
> namazımda dua ediyorum."
> dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki
> fotografına mıhladı. Sonra gözleri
> portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği
> diğer tabloya kaydı. *
>
> *Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı
> yerleri yamalı ve tamir görmüş
> oldukça eski bir çift çorap duruyordu. Biraz daha
> dikkatli baktığında
> çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını
> fark etti: *
>
> *"Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…"*
>
> *Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için
> başını ona çevirdi; fakat aklı
> tabloda kalmıştı. Selim Beye cevap verirken
> tabloya bir daha baktı. İkinci
> cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile
> bitiyordu: *
>
> *"Bir müddet sabredeceğiz, sonra…"*
>
> *İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri
> olmasaydı, yanına gidip tabloyu
> iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez,
> düşüncesiyle Yalnızca sohbet
> arasında göz ucuyla merakını gidermeye
> çalışıyordu. Ancak her seferinde
> biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. *
>
> *Üçüncü cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz,
> sonra…"*
>
> *diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha
> sıralanıyordu. Artık aklı hep
> tablodaydı. Sonunda dayanamayıp, *
>
> *"Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya
> bir mânâ veremedim." dedi.*
>
> *Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine
> baktı, derin bir nefes
> alarak*
>
> *"Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça
> iyi bir hayatımız vardı.
> Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O
> zenginlikten geriye hiçbir şey
> kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti.
> Yemekleri artık annem yapıyordu.
> Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece
> zeytin koyabilmişti. O zengin
> kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin…
> Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey
> yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında
> annemin hüngür hüngür ağlayışı
> gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin
> ağlayışına mukabil babam: *
>
> **
>
> *'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra…' dedi ve
> durdu, güçlü bakışlarını
> üzerimizde gezdirdi,'Alışacağız.'dedi. *
>
> *Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı.
> Birkaç gün sonra haciz memurları
> gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar
> bir mahallede küçük, eski bir
> eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da
> kalmamıştı. Annem bezgin bir
> sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl
> yaşayacağız.' diye
> haykırdı.Bunun üzerine babam:*
>
> *'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.'
> dedi*
>
> *Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet
> okuluna yazılmıştım. Sabahleyin
> okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu,
> 'Bu ilk günün, okula
> beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye başladık.
> Okul oldukça uzak gelmişti
> bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum.
> Babam kim bilir hangi
> düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı
> fark etmemişti. Biraz sonra fark
> edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı
> yüzünde gezdirdim. Bir an bana
> ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir
> şey söylemesine fırsat
> vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir
> tavırla, 'Yoruldum.' dedim. *
>
> *Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet
> yürüyeceğiz, sonra
> alışacağız.' dedi. *
>
> *Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde
> ancak dönüyordu. Döndüğünde
> ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada
> kalıyordu. Çoğu zaman
> buradan gözyaşları içerisinde çıktığını
> görüyordum. Bir gün, merakıma
> yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir
> seccade, seccadenin üzerinde
> de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir
> ibarenin altında şu yazı vardı:
> 'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'
> *
>
> *Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla
> alıştık. Bu hal birkaç yıl
> sürdü. Bir gün babam eve çok farklı bir yüz
> ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir
> yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket
> getirmişti. Köşkten ayrıldığımız
> günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi
> bir araya topladı. *
>
> *'Bugün, benim için ne mânâya geliyor
> biliyormusunuz?' dedi, kelimeleri
> boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum
> etti. Sözlerini kesmek zorunda
> kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker
> verdi ve bizi ayrı ayrı
> kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir
> koltuğa oturdu. Cebinden
> gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da
> ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık
> içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı,
> içinden bir çift yeni çorap
> çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın
> alâkasını kurmaya çalışırken
> babam, beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı
> burnuna götürdü, kokladı,
> kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya
> başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek
> kelime bile söylemeden bekledik. *
>
> *Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman
> önce, büyük bir borcun altına
> girmiştim. Borcumu ödeme niyetiyle yeniden
> çalışmaya başladığım zaman kendi
> kendime 'bütün kazancım, borçlarımı
> ödeyinceye kadar alacaklılarımın
> hakkıdır. Onların hakkını vermeden ayağıma
> bir çorap almak bile bana haram
> olsun.' demiştim. Bugün ise, Allah'ın
> yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık
> kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra
> gözyaşları içinde ayağındaki
> çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi.
> Ben de o eski çorapları hem aziz
> bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi
> olarak sakladım. Bu çoraplar
> her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar
> bütün kazancım alacaklılarının
> hakkıdır.' diyor". *
>
> *Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere
> dalarken o,nemlenen gözlerini
> kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz
> fotografa hayran hayran baktı. *
>
> *"Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey.
> Ben olsaydım öyle müreffeh bir
> hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta,
> herhalde çıldırırdım." Selim
> Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. *
>
> *Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir
> müddet zeytin yerdim,
> sonra…"dedi ve gülümsedi. *
>
> *O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi
> elinde bir kutuyla içeriye
> girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp
> çıktı. Selim Bey yerinden kalkıp
> kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı. *
>
> *"Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz
> emanetiniz." dedi.*
>
> *Mehmet Bey bilinmez duygular içerisinde kutuyu
> açtı. İçinden kadife bir
> kese çıktı. Keseyi açıp içini kutuya
> boşalttığında merakı iyiden iyiye
> arttı. Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile
> bir not çıkmıştı. Mehmet
> Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp
> okumaya başladı. *
>
> *Sevgili Mehmet Bey oğlum, Bazen istediğimizi
> yaparız, çoğu zaman da mecbur
> olduğumuzu… Tahsil hayatınız boyunca size burs
> vermeyi taahhüt etmiştim.
> Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs
> verme imkânını bulamadım. Bir
> müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum;
> lâkin bu sefer de size
> ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve
> borçlu kaldım. *
>
> *Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla
> ödemek mümkün olsaydı, ben bu
> borcu fazlasıyla ödemiş olurdum. Zira sevgili
> oğlum, bu altı aylık zaman
> diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç
> gece ağladım. Her neyse,
> bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına
> çevirdim. Bu altınlar sizindir. *
>
> *Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın
> tamamını ödemiş olacağım.*
>
> *Sevgilerimle, Nazif Cebeci.*
>
> *Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.
> Bu büyük insanın yüceliği karşısında
> bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu.
> Selim Bey de bir hayli
> duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar
> süzülüyordu. *
>
> *Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz
> portresine baktı.*
>
> *Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu
> sefer sevinçle bakıyor
> gibiydi. *