Sundum ellerinize kalbimin tüm çiçeklerini, gitmek yerine. Güneş gibi doğdu yüzüme geceleri ay, buz gibi ellerimle. Gördüm, kördüğüm olduğumu Sonu gelmez masalları puslu şehrinde. İçtim kana kana sularını zehirli nehirlerin gözümü kırpmadım bile. Acıyor, duyuyor musun ? Kanıyor, içimde bir şey... Yanıyor, görüyor musun alevleri her yanımı sarıyor? Acıyor, duyuyor musun? Kanıyor, içimde bir şey devriliyor. br ...
Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında sevdalanmış onun deli dalgalarına. Hırçın hırçın kayalara vuruşuna, yüreğindeki duruluğa Demiş ki suya: Gel sevdalım ol, Hayatıma anlam veren mucizem ol... Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa al demiş; Yüreğim sana armağan... Sarılmış ateşle su birbirlerine sıkıca, kopmamacasına... Zamanla su, buhar olmaya, ateş, kül olmaya başlamış. br Ya ...
EN BÜYÜK TÜRKİYEEEEEEEEE
Yürüdüm yürüdüm çok yollardan geçtim ama inan çok büyüdüm.. Düşündüm düşündüm sebebini bulamadım neden neden neden çok üzüldüm? Şimdi,aç kapını lütfen,çünkü ben geldim Çok üşüdüm, çok soğuk yerden geldim Bana biraz gülümser misin? Kimseye sormadım,yolu kendim buldum geldim Simsiyahların içinden sana karbeyaz geldim Beni biraz sever misin? ben geldim! Üstüm biraz tozlu, yolda çok düştüm geldim Ellerim çizik üzgünüm, dikenliklerden geldim br ...
Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını, ağır geldi su buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını. Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrını yağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu göl ve suyun sırrı iyice açığa çıkıyordu. Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir aldı suyun sırrını çekip gitti. Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze. ...