Eğer şimdi durursak her şey paramparça olabilir/ Çünkü işin aslı şu an durursak/ Düşeceğiz
Peçetenin üstüne fırçanın en ince ucuyla bir noktalık boya bıraktım. Yayıldı. Büyüdü. Genişledi.
Aceleyle peçetenin kenarlarını kıvırdım. Üflemeye başladım. Kurudu. Sigaramı yaktım. Nefes… Biraz
daha. Peçeteye dokundum. Kupkuru. Sigaradan aşağı dudak büken külü kenarları kıvrık peçetenin
ortasına döktüm.
İşte benim felaket tablom da bu!
Hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini sandığım her an, zihnimde en büyük yeri kaplar. Duygu
yoğunluğundan terbiye edilmiş tüm hücrelerimi zihnime akıtırım o vakit. Ve bu elime geçen en zehirli
şeydir. Çünkü zehir, terbiye eder. Çünkü çok sevgili anneniz bile elinizi bir kez olsun kızgın sobaya
değdirmenizi izleyecektir. Benim zehrime gelince: belleğim...
Durup durup uyarıyor beni.” Dokunma , yanarsın” diye. Dediğini dinliyorum. Dokunmuyorum da yanmıyorum da. Sobanın bir kışı bitirdiğini aklıma bile getirmeden odayı terk ediyorum.
Benim en güçlü zehrim: belleğim.
Eğer şimdi dokunursak her şey dağılabilir/ Çünkü işin aslı şimdi dokunursak/ Yakalanacağız
- Neden korkuyorsun? Yakalanmaktan mı?
- Hayır dokunacak bir şeyimizin kalmamasından.
Avcumun ortasına iki ceviz bırakıp gitmişti. Kahverengi, dolgun, sert çizgili iki ceviz.Görünürde pek
farkları yoktu.Birincisini kırıp mideme indirdikten sonra ötekini kırmaya çalıştım. Daha sertti.
Mermerden yapılmış sarı kültablasını alıp birkaç kez daha vurdum. Parmağım incindi. Sorun da değildi.
Kırıldı sonunda.
Çürük.
- Belliydi böyle olacağı zaten. Herhalde hikâyenin bu yanını çok uğraştığın şeyler bazen iyi sonuç
vermez diye uydurdun.
- Hayır. Bazen bazı insanlar kendilerini korumak adına öyle bir kabuk örtünüyor ki kendilerini kendi
içlerinde çürütmekten başka da bir işe yaramıyor bu. Ve sen de bunlardan biriysen eğer sözüm
sana: buradaki bir cevizin sert kabuğunu kırmakla uğraşırken, ki içi dolu değildi, ötekilerin de ham
vakti geçmiş bulundu. Oysa sen bir elmayı bile elini kesmeden soyamadın.
- Çünkü yediğim elmaları soyan da var dilimleyen de.
- O senin elman değil. İkram.
- Onun da değil ama. Kim kendisine ait olan bir şeyi başkasına verir ki?
- Cevizi kırmakla vakit geçiren bir insan sahip olduğu en büyük şeyi o cevize vermiştir artık. Zamanını.
Eğer şimdi konuşursak herkes duyabilir/ Çünkü işin aslı şimdi konuşursak/ Haykıracağız
Sabaha karşı bir vakit… Yastığım başımın altından aniden çekilmiş. Gördüğüm rüya yarıda kalmış.
- Bunun adı hayalkırıklığı.
- Değil. “Hayal” ve “Hayat” arasında ince bir çizgi var, bir daha bakarsan. Birbirine çok yakın gibi dursa da ilkinde sadece hissedersin, ötekinde yaşarsın. Yastığınıysa uyanman için çektim başının altından.
- Ya hiçbirini gerçekleştiremezsem dibe batarsam yani? Bir iz bırakamazsam dünyada?
- Dibe batmak mı? Bir taş dibe batarken yüzeyde çember halinde izler bırakır. Bundan taşın haberi olmaz o ayrı.
Yatağımdan kalktım. Yastığımın altında ceviz kabukları…
Sinem Sal
_alıntı_